Anne olunca ben

Nisan 2010’da Can Ali hayatıma girince; hatta Temmuz 2009’da dengeler değişti…

Hayata bakışım, önceliklerim farklılaştı…

Kendime daha çok döndüm…

Benim için neyin önemli olduğunu anladım… Ben daha çok ben oldum…

Kendi değerime sahip çıkmayı, kendi sınırlarımı belirlemeyi, birinin kusmuğunu, kakasını sevmeyi, vurduğunda sinirlenmeden sakin kalabilmeyi, aşkım dediğinde nasıl mutlu oluyorsam, yüzüme bile bakmayıp oyuncaklara, arkadaşlara daldığında da aynı şekilde mutlu olmayı tecrübeledim…

Onun hareketlerini, isteklerini anlamaya çalışırken, kendimi yaşımda ki bilincime, basitliğime dönerek yorumladım. Uykusunu, yemesini, içmesini, ağlamasını ve bunların olumsuzlarını bile çalıştım… Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır misali izin vermeyi, neyi nasıl istiyorsa o şekilde kendi kendine yapmasına izin vermeyi deneyimledim… Kendime de aynı izni verdim.

ve..

Aslında, sevilmek ve sevmek için bir şey ya da çok şey yapmaya gerek olmadığını gördüm!

Sevmek birini, birilerini, her şeyi olduğu gibi olduğu haliyle…

Sevginin, aslında benden çıkıp bana geldiğini, ordan oraya, ondan ona, ondan sana, bir başkasına aktığını ve sevgiyi benim yarattığımı, bu bakış açısıyla kötüyü de yarattığımı dolayısıyla eğer istersem her zaman ve koşulda sevgiyi yaratmayı seçebileceğimi anladım ve kabul ettim. Bir bebeğin hayata nasıl sevgiyle baktığını, gözlerinde ki ışıltıyı gördüm! İşte sevgi bu, hayatı onların gördüğü gibi bilgisiz, kalıpsız, yargısız gözlerle görmek, yaşamak. Bebek saflığıyla yaklaşmak herkese ve her şeye, bunu da planlamadan düşünmeden içinden gelerek yapmak. Birilerini kırmayı hedeflemeden, inat olsun diye değil, gülerek severek, tadını çıkartmak hayatın, içinden geldiği gibi hareket edebilmek, aynı bebekler gibi…

s_3756s_3680

Kendim için küçükken planladığım her şeyin nasıl da teker teker gerçekleştiğini fark ettim. Anneliğin emzirmek, yedirmek, uyutmak olmadığını; anın değerini, güzelliğini  fark ettim dolayısıyla üzüntülerimi, kızgınlıklarımı kendi lehime kullanmayı öğrendim. 2013 yılında Lila’nın da hayatıma girmesiyle tam da hayalimdeki gibi bir anne olmuştum sadece annelik hayalini gerçeleştiren bir makine olduğumu ise 2014 yılının ortalarına doğru fark ettim.

İçimde beni heycanlandıran, yükselten, harekete geçiren süreklilik halinde konuşmakta olan bir ses olduğunu bilmiyordum daha önce. Bu monoloğun beni sürüklediğini, otomatik pilotta yaşattığını nihayet gördüğümde ise artık gördüğüm gibi mi, inandığım inandığım gibi mi diye bakmaya başladım her şeye! Biraz kendi içime doğru yol aldım, bebeklerden de daha temiz bir bakışla bakılabilecdğini ve bunun da “gerçek” olduğunu bizzat deneyimledim. Bu yolculuğun sonrasında hayatımın adım adım dönüştüğünü, ne kadar keyifli olduğunu, şu beni kurban, mağdur gibi hissettiren sesin benim asla mutlu olmamamı istediğini çaktığımda ise bambaşka bir tad almaya başladım. Olması gerekenler, lazımlar yerine kendi tadımı, tuzumu, bakışımı, ruhumu ortaya koyabilmeye başladım. Zorunluluklar yerine dialoglar açıldı, mecburiyetler yerine benim tarzımla nasıl yapabilirizler konuşulmaya başladı.

Ben hep anne olma hayali kurardım, bir kardeşim olsun diye neler yapmamıştım ki? Ona ben bakacaktım, o beni minik bebeğim olacaktı ve böylece anne olacaktım, bu da oldu ama kesmedi! Evlilik, doğum ve ikinci çocuk derken kaybolduğumu fark etmemle kendimi bulduğumu anlamam çok sürmedi!

Tüm bu süreçte, karşıma çıkan herkesin, başıma gelen her olayın benim aynam olduğunu daha da iyi anladim… Beni bana anlatmak için aynalar… Farkına vardığım her şeyin, her sıfatın benim içimde de olduğunu gösterdi bu aynalar bana. En minik aynam Can Ali ve Lila.

Ben Can Ali ile sevgiyi tattım, öğrendim, yaşadım ve anladım, Lila ile ise anneliğin tadına varmayı, isteklerimin gerçekleştiğini ve o yüzden ne istediğimi iyi seçip ona göre çalışmanın hayatım için yapabileceğim en iyi şey olduğunu fark ettim. Dışımdan başlayıp, içime doğru yaptığım yolculukta, benim durduğum yerden gördüklerimle başkalarının gördüklerinin ne farklı olduğunu gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı anlatamam. “Normal” kavramının içime nasıl işlediğini, nasıl ele geçtiğimi anladım. Farklılıkarımla kendimi sevmenin tadına vardım, bu yolda bana oyun arkadaşı olan herkesi ve her şeyi ama öncelikle hayatımı olduğu gibi “içimden geldiği kadar içten” anlatıyorum…

İçinin sesini dinlerken kimin sesini dinlediğini fark et!

Sevgiyle…

Nihan

Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

Bu Filmi İzlediniz Mi?

Bu filmi izlediniz mi? #room Kaçırılan bir genç kız 7 sene boyunca...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir