Çocukların Sınırlarını İhlal Etmeyin

Çocukların kendi bedenlerini korumaya henüz çocuk yaşlarda iken başlamaları mümkün.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin tüm annelerin, babaların, teyze ve dedelerin herkesin ama herkesin izlemesi gereken ve çocuklara da izletmesi gereken bu video’su konu hakkında çok önemli.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden:

“Bu yazı; çocukların haklarını koruma sorumluluğuna sahip yetişkinler olarak, çocuk algımızı ve çocuklarla kurduğumuz ilişkileri sorgulayabilmemiz, yanlış davranışlarımızı değiştirmek üzere adımlar atabilmemiz için somut örnekleri ve önerileri içeriyor. Yazı boyunca; çocuklarla, ergenlerle, gençlerle, ebeveynlerle, eğitimcilerle ve psikolojik danışmanlarla yaptığım cinsel eğitim çalışmalarından gözlem ve deneyimlerimi de paylaşmaya çalıştım. Haydi başlayalım!

Çocukların bedenleri, dünyaya geldikleri ilk günden itibaren kendilerine ait, özel ve değerlidir. Belli bir yaşa gelene kadar bakımlarının ve ihtiyaçlarının yetişkinler tarafından karşılanması bu gerçeği değiştirmez. Yetişkinlerin sorumluluğu; (yaş dönemi ne olursa olsun) çocukların bedenlerine ve bedensel sınırlarına saygı göstermek, bedensel söz haklarını yok sayan davranışları durdurmaktır.

İşte bu davranışlara birkaç örnek;

Onay almadan öpmek/sevmek,

Size ya da bir başkasına sarılması için ısrarcı olmak,

Öpmesi ya da sarılması karşılığında vaatlerde bulunmak, (“öpersen sana … alırım”)

Öpmediğinde ya da sarılmadığında araya mesafe koymak/küsmek,

Hoşlanmadıkları davranışları (lakap takma, gıdıklama, sıkıştırma, mıncıklama, el şakası…) devam ettirmek,

Giysilerini, iç çamaşırlarını ya da bezini kamusal alanlarda değiştirmek,

Özbakım sorumluluğunu üstlenebilecek yaşa geldiği halde tuvalet sonrası temizliğini yapmak,

Banyo yaptırmak gibi konularda ısrarcı olmak.

Tüm bu davranışlar çocuklara;

Kendi bedenleri üzerinde kontrol sahibi olmadıklarını; sizin ve başka yetişkinlerin, bedenlerine istedikleri zaman ve istedikleri şekilde dokunmaya hakları olduğunu düşündürür. Kendilerini güvende ve rahat hissettikleri alanı yok saymak anlamına gelir; bu da kişisel sınırlarını oluşturmalarını zorlaştırır.

Akrabaların ya da yakınların davranışlarının sınır ihlali, şiddet ya da istismar olamayacağını düşünmelerine neden olur; bu kişilerden gelen ihlallere karşı savunmasız kalmalarına yol açar.

Fiziksel temas kurmanın, bir başkasına sevgi ve değer göstermenin tek yolu olduğu mesajını verir.

Çocukları kendi sınırlarını tanımlayıp ifade edebilmeleri ve başkalarının sınırlarını ihlal etmemeleri için desteklemenin yolu, doğdukları günden itibaren sınırlarına saygı göstermek ve kişisel alanlarını ihlal etmemekten geçer. Başkalarının sınırlarını ihlal eden çocukların çoğunun sınırları sıklıkla ihlal edilen çocuklar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sınır eğitimi çocuğa “doğru davranış listesi” verip bunlara uygun davranmasını bekleyerek yapılamaz. Etkili ve doğru olan yöntem; başkasının eşyalarını karıştırmama ya da izinsiz almama; tuvalet, banyo, soyunma odası, yatak odası gibi alanlara kapıya vurmadan girmeme; kendi yatağında uyuma; başkalarının yalnız kalma ihtiyacına saygı duyma; onay almak için ısrarcı olmama; başkalarının “hayır”larını duyma ve dikkate alma gibi konular üzerine çocukla konuşmalar yapmak, sınırlara birlikte karar vermek ve bu sınırlara uyarak örnek olmaktır.

Sadece yetişkinlerin değil, çocukların kişisel alan ve sınırları da saygıyı hak eder. Karşımızdakinin henüz kendini sözle ifade edemeyen bir bebek olması onu istediğimiz şekilde mıncıklayabileceğimiz anlamına gelmez. Bir yetişkine yapmadığımız şekilde; çocuğun yanında, o yokmuşçasına, onunla ilgili konuşma hakkımız yoktur. Sırlarını tutmamız gereken grup sadece yetişkinler değildir; çocukların, ergenlerin ve gençlerin sırları da özenle ve saygıyla tutulmayı hak eder. Tüm yetişkinlerin; çevrelerindeki çocukların kişisel alan ve sınırlarına saygı gösterip göstermediklerini sorgulamaları ve varsa sınır ihlal eden davranışlarını düzeltmeye çalışmaları gerekir.

İçinde yaşadığımız toplumda onay alma pratiği yetişkinler arası davranışlarda bile tam anlamıyla oturmamışken, yetişkin ve çocuk arasındaki ilişkide neredeyse hiç akla gelmez ve gerekli görülmez.

Mesela; çocuğun saçının ne zaman ve nasıl bir modelde kesileceğine ya da o gün ne giyeceğine karar veren genellikle ebeveynlerdir. Bir yetişkin, sokakta yanından geçen bir çocuğun yanağından hiç düşünmeden makas alabilir. Bir hekim, çocuk hastasına hangi işlemi neden yapacağının bilgisini vermeden ve muayene için izin istemeden işe koyulabilir. Çocuklara, bedenlerine yönelik izinsiz her müdahalenin yanlış olduğu bilincini kazandırabilmek için, yetişkinlerin çocuk algısının ve çocuklarla ilişkilenme biçimlerinin değişmesi şarttır.

Yetişkinler, çocuklardan her zaman izin istemeli ve onay beklemelidir. “Gel bana sarıl” yerine “sana sarılabilir miyim?” demek ve cevap “hayır” ise ısrarcı olmamak; doğrudan elini tutmak yerine “elini tutabilir miyim?” diye sormak; “saçını tarayabilir miyim?”, “yaralanan yerine bakabilir miyim?” gibi soruları günlük hayatın bir rutini haline getirmek önemlidir. Böylece çocuk; bedenine yönelik izinsiz müdahalelerin kabul edilemez olduğunu ve başkaları ile kurduğu ilişkilerde onay alması gerektiğini öğrenir.

Okullarda yürüttüğüm cinsel eğitim çalışmaları kapsamında 4. sınıflarla ”bedensel söz hakkı” ile ilgili bir ders yapıyordum.

Çalışma sırasında çocuklara; “istemedikleri, hoşlanmadıkları, rahatsız hissettikleri talep ve davranışları (karşılarındaki kişi bir yetişkin, öğretmen, ebeveyn, akraba dahi olsa) reddetme hakkına sahip olduklarını” söyledim. Bunun üzerine çocuklardan biri şunları paylaştı: “Ben gıdıklanmaktan nefret ediyorum! Okuldan eve döndüğümde annem beni karşılıyor ve sıkıştırıp gıdıklıyor. Anne yapma, istemiyorum, rahatsız oluyorum diyorum ama dinlemiyor. Tekrar söylersem de küsüyor, sonra benimle konuşmuyor.”

Kişisel alan, sınırlar, hayır deme hakkı gibi konuları çalışırken buna benzer paylaşımları sadece çocuklardan değil, ergenlerden ve gençlerden de sıklıkla dinledim. En çok şikayetçi oldukları konuların başında; çevrelerindeki yetişkinlerin (özellikle ebeveynlerinin, akrabalarının ve öğretmenlerinin) sürekli olarak sınırlarını ihlal etmeleri geliyordu. Zorbalık, şiddet, cinsel istismar gibi durumlarla nasıl mü- cadele edileceği söz konusu olduğunda; “çocuklara hayır deme becerisi kazandırma”nın önemi üzerinde sıkça durulur. Bu beceriyi kazandırması beklenen grup ise özellikle ebeveynler ve eğitimcilerdir. Evet, bu önemli bir konudur.”

Efsun Sertoğlu

Tags from the story
Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

En Güzel Tatlı, Açma Tarifleri İçin Sayfama Beklerim

Şaka şaka 🙂 O tarifler bende yok ama internette bolca bulabilirsiniz istediğiniz...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir