Kaydırağa Kendi Tırmanan Çocuğun Hikayesi

Çocuğun kendi kendine yapmasına izin vermek ne demektir?

Meslea bir oyun odasına gidildiğinde veya çocuklar için ayırılmış özel alanlarda çocukları çekiştirmek, onları oradan oraya yölendirmek, dur aman düşeceksin paniğiyle diplerinden ayrılmamak sürekli bir müdahaleye maruz bırakmak onu korumak mıdır? Başına bişey gelir diye yapmak istediklerine engel olmak mıdır? Kediyi elleme tırmalar demek veya düşecek diye mum gibi oturturmak iyi annelik midir? veya karışmadan yanında durmak, uzaktan bakmak kötü annelik midir? Yoksa anneliğin iyisi kötüsü var mıdır? Emzirince iyi anne, emizremeyince kötü, sürekli ne yapması gerektiğini söyleyince iyi anne, demeyince kötü? Hatta Slingomom yazmış çalışınca mı iyi anne olunur çalışmayıp evde çocuğuna bakınca mı? Bence herkesin anneliği, herkesin insanlığı kendinindir bazı şeyler bana uyar bazıları uymaz ama onlar başkalarına uyar ve bu durum ne beni ne de onları kötü yapar. Ben yaptıklarımın sonucunu yaşarım onlar da kendilerinin kini. Çalışan anne mi daha çok yorulur çalışmayan mı sorusuna nasıl o veya bu denemezse çocuk büyütürken de kesin katti cevaplar yoktur, kişiden kişiye aileden aileye değişir.

Ben, ben bilirim benim yaptığım doğru, şöyle olmalı böyle olmalı demiyorum aman yanlış anlaşılmasın, ben benim içimden geleni bana göre doğru olanı yapıyorum yapmaya çalışııyorum ve başkalarını kötülemek bana uymuyor, tıpkı çocuğumu çekiştirmenin bana uymadığı gibi. Ben daha çok yakınlarında durup kendisine tehlike oluşturacak bir durum yoksa müdahale etmeme taraftarıyım. Mesela oyun odasında (eğer hayati tehlike yoksa, kendine zarar verecek başkalarına zarar verecek bir durum yoksa) tırmanmasına, oradan oraya kendi kendine geçmesine, arkadaşlarıyla ilişkisine müdahale etmiyorum. Mesela biz oyun odasına girince (biz çoğunlukla sitemizde bulunan oyun odasına gidiyoruz, oraya da çok alışkınız) ben artık kapının orada oturuyorum ve uzaktan izliyorum. O istediği gibi kaydırağa çıkıyor, iniyor, tırmanıyor (bu arada kaydırak plastik ve yüksek değil) başka oyuncaklara gidiyor. O sırada şayet bir arkadaş gelirse onu kapıda karşılamak üzere kapıya doğru geliyor, hoşgeldin abla, abi diyor ve elinden tutup hadi sen de oyna diyor. Sonra biri bebek alıyor öbürü başka birşey bir süre beraber oynuyorlar sonra ayrılıyorlar sonra yine birleşiyorlar o sırada başka katılımcılar geliyor ama bunların hiçbirine ben müdahale etmiyorum. Saf temiz güzel ruhların dansı, o kadar doğallar o kadar kendi hallerinde ama mutlular ki müdahaleye gerek yok. Bir oyuncak yüzünden kavga ediyorlarsa bile araya girmeme taraftarıyım ama o noktada artık toplum baskısı giriyorum napıyım… yoksa derdim benim ki sizinkini döver değil kaldı ki benim ki de üzülebilir senin ki de…

Oyun odasında oturduğum yerden Can Ali ye uzaktan bakıyorum, kaydırağa çıkıyor, bazen ayakta bile indiği oluyor ama kaydırak o kadar küçük ki ayakta inmesi bile tehlikeli olmuyor veya başka çocuklara zarar verecek birşey yapmıyor, kendisi onlarla konuşuyor, anlaşıyor e “tehlikeli” bir şey de yapmıyor dolayısıyla müdahaleye gerek yok gibi geliyor hala. Ama sanırım bu “tehlike” anlayışı insandan insana değişiyor. Bana göre çocuk merdivenden çıkmak isterken, gayet dengeli bir şekilde çıkabiliyorken ona hayır dur düşersin diye zihin yüklemek ona gereksiz “merdiven tehliklidir” bilinçaltı (hatta üstü) kaydı oluşturmaktır. Merdivenlerden çıkarken ona nasıl daha güvenli bir şekilde çıkabileceğini göstermek, çekiştirmeden anlatarak, izin vererek öğretmek, kaç  kere inip çıkmak istiyorsa karşılıklı bir şekilde anlaşarak olabildiğince üzmeden çıkmasına yardımcı olmak, ona balık tutmayı öğretmek gibidir. Hayatında çıkacağı çok merdiven olacak sonuçta!! Bu diğer herşey için de geçerli, elini silmek, yıkamak, çoraplarını çıkarmak bezini çöpe atmak, yemeğini kendi kendine yemek gibi gibi… birçok örnek verebilirim.

 

Ben onun yerine yapmıyorum… onu, kendi kendine yapması için destek oluyorum…

Oturduğum yerden buyurmuyorum bilakis böylesi daha zor oluyor yani rahatlığımdan ya da boşvermişliğimden yapmıyorum…

Ben merkezimi ona göre ayarlıyorum, o ne isterse onu yapması için yanında gölge oluyorum veya ona özgüven kazandırmak için uzaktan seyrediyorum (o sırada yapacak bir sürü başka aktivitem olabilecekken) o öyle olmaz bu böyle olmaz diye dikte ettirmeden (içimde bir canavar uff ama offf diyor tabi, dırdır edesim geliyor onu susturmaya çalışarak) sakince anlatmaya çalışıyorum dolayısıyla benim tahammülüm daha çabuk azalıyor yine de sakinliğimi korumaya çalışıyorum. Sanırım bu yüzden ben oldukça yoruluyorum 🙂 ama keyifle yoruluyorum ve de çok mutluyum. Ayrıca sadece oyun odasında değil ben hayatın tamamında ona kendi yapması için izin veriyorum/vermeye çalışıyorum “kendimce”.  Bu böyle olmalıdır diye değil içimdem öyle geldiği için, iç sesim (ego değil, üst ben diyebiliriz buna) bana doğal olanın bu olduğunu, doğada tüm canlıların kendi tecrübelerini kendilerinin yaşadığını söylüyor. Köşe koruyucuları kullanmadım, çekmece kilidi de kullanmadım (allah korusun yapmadım, marifet demiyorum sadece sanki öyle korumalar koymak gel de bak demek oluyormuş gibi geliyor umarım tehlikesiz bir şekilde atlatırız bu büyüme sürecini). Düşünün ki bunu yazan kişi merdivenlerden yuvarlanıp düşüp belini yarmış, felç olma tehlikesi atlatmış biri… Kaşla göz arasında olabiliyor herşey, ne kadar güvenli alan sağlasan da sağlamasan da olabiliyor bazı şeyler ne yazık ki… Allahtan tek dileğim tüm yavruların sağlıklı bir şekilde kazasız belasız mutlu bir şekilde geçirmesi bu büyüme sürecini…

Her canlı kendi yolculuğu için geliyor dünyaya ve bu yolculukta benim ona yapabileceğim en faydalı şey ona hayatı boyunca herşeye yeterli olduğunu göstermek gibi geliyor bana. Çocuklara bakan kişiler kendi korkularını aktarırlarmış onlara ben bunu en az şekilde yapmak istiyorum…Bu arada da ilgisiz anne olmak istemiyorum tıpkı bugün oyun odasında algılanıldığım gibi. Ben kapının orada duruyorum çünkü Can Ali annesi olmadan ilişki kursun arkadaşlarıyla, oyuncaklarla, biraz çevresiyle ilgilensin diye. Sürekli ikaz etmeden biraz kendi haline bırakıyorum ama izliyorum, evham yapmıyorum diye ilgilenmiyor değilim, ay ne kadar rahat denilecek bir durum yok veya varsa buyrun siz de yapın…

Ben ona kendi yapması için yardımcı oluyorum/olduğumu sanıyorum/olmak istiyorum, cesaretini kırmak istemiyorum, özgüveni hasar görsün istemiyorum, bir yandan da özgüven patlaması yaşamasın tabi, anlatıyorum bu böyle olabilir, istersen yardım edeyim, hatırlıyor musun bir kez düşmüştün gibi…Bir şeyleri kendi kendine yapınca ki mutluluğunu hep yaşatmak istiyorum ona, yapamazsın, tehlikeli demek istemiyorum bunu yapmaya hazır o kadar çok insan olacak ki etrafta ben en azından cesaretlendireyim onu diyorum, gaz vermek değil yapabilirsin, ben de yardımcı olurum istersen demek istiyorum…Sen yeterlisin, kendi kendine herşeye yetersin diyerek…

Benim görevim ona kılavuz olmak, ben onun herşeyi yapabileceğine inanıyorum… Birşeyleri yaparken kendi tarzı olsun istiyorum, yanlış da yapabilir, etrafı da üstünü de kirletebilir öğrenirken… Aman üşür, aman düşer, aman aman aman demiyorum sevmediğimden değil çok sevdiğimden ona evham, endişe, korku geçirmek istemediğimden ve ileride herşeyini kendisi yapabilen birisi olsun diye …

Nihan

Yorum yapın

Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

Banyo keyfi

Lila’nın saçları hep karmaşık diyorsunuz çünkü ince telli, nesi sana benzemiş diyorsunuz...
Devamı

1 Comment

  • Küçükken “aman yapma aman dokunma” diye büyütülen çocuklar büyütülünce yaratıcılıktan uzak, “yanlış yapar mıyım acaba?” korkusu ile büyüyorlar. Çocuklarımıza özgüven aşılamamız gerekiyor, onları budamamız değil… Düştükleri zaman kalkmayı öğrenmeleri gerek. Tamamen serbest bırakalım demiyorum ama kendileri olmalarına izin verelim biraz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir