seviyorum…

Sen çektin diye ben de çekmek zorunda mıyım?
Diyelim ki yıllarca ya da aylarca ama kendin için hatrı sayılır bir süre herkes sana kendine gel derken bir anne gibi severek, anlayarak, birini beklemek çekmek midir? Beklemek ne zaman çekmek kıvamına gelir? Sanırım  verdiğin sevgiyi en en ama en çok ihtiyacın olduğunda hastalığında ya da umutsuzluğunda az olsa göremediğinde ben ne yapmışım ben neden yapmışım demez misin? Herşeyi sevgiyle alırken, herşeye rağmen sevgiyle dururken hesap kitap yapmazsın o kadar çok seversin ki içinde sadece şu his vardır olsun ben de bir gün bu kadar kötü olursam o da beni anlar… o da bana yapar… ama hesap yapmıyorsun ben şunu yapayım o da bana yapar demiyorsun sadece sen elinden gelenin en iyisini yapıyorsun biliyorsun ki aynı özeni o da sana gösterir çünkü sevgidir aslolan…
Peki en ihtiyacın olduğu anda benzer bir sevgiyi, ağlarken bir omuzu ya da sadece herşey çok güzel olacak ben buradayım denmeyi bekleyen kişi bunları bulamadığında sağlığı da alarm verirken hayal kırıklıklarının en büyüğünü yaşamaz mı? Ziyaretine geleceğini sandığı kişilerden bir telefon bile alamazken hayatı sorgulamaz mı? Kendine şöyle bir bakmaz mı? Demez mi ben nerede hata yaptım? Demez mi ben böyle yapmamıştım? Kimse dört dörtlük değildir elbette hatalarım olmuştur… Örneğin eskiden önceden plan yapardım gitmek istediğin yerlere haftalar ya da günler öncesinden plan yapardım ama o gün geldiğinde illa ki gitmek istemezdim öyle olurdu ki evden çıkasım gelmezdi… sözü verirken ki anda duyduğum heyecan sözün gerçekleşeceği anda içimi sıkmaya başlardı… hiçbir başka nedeni yokken gitmek istemezdim… sadece üşendiğim için… ya da acayip yorgun olduğum için… aslında o kadar çok aktivite yapardım ki asıl yapmak istediğim sevdiğim insanlarla yapacağım planlı aktivitelere sıra gelince spontane gerçekleşenlerden kaynaklanan yorgunluğum bana izin vermezdi… bazen utancımdan çalan telefonumu bile açamazdım ve hatta adım bile çıkmıştı… adı çıkacağına canı çıksın derler ya şimdi Can Ali nin peşinde koşturmaktan onu telefonun negatif sinyallerinden korumaya çalışmaktan uyuyunca sessize aldığım için gün boyu sessizde kalan telefonum ve cevapsız çağrılara vakit bulamayığp dönemediğim için şimdi de bu yüzden aranıp da bulunmayan kişi oluyorum…ya da ektim onu mu biçiyorum? yo ben insanları anlıyorum… durumlarına, meşguliyetlerine göre arıyorum, bulamazsam bir daha arıyorum, sinirlerini adeta bir kalkan gibi alıyorum, emiyorum, ben elli kere düşünürken onların fütursuzca söylediklerini anlayışla karşılamaya çalıyorum, sinirleri bozuk, çok yoğun vakti olmadı vesaire vesaire diyorum da bana gelince neden çekmek zorundaymışım gibi herkes her istediğini serbestçe yapar oluyor? benden ses çıkmaz diye mi? yoksa zaten arkdaşlığımı ya da dostluğumu hafife aldıkları için mi? Biliçaltımda, kaybetmemeyim diye çabalarayak, enerji harcayarak girdiğim her ilişki sonunda bitiyor… hem de anlamadığım bir şekilde… hem de hiç ummadığım bir şekilde… Buradan çıkaracağım şeyler var sanırım… Ben sevgiyle aldığım, herşey ver herkesi sevgi olarak aldığımda gerçekten öyle almıyor muyum? demek ki öyle… nasıl olsa o da bana yapar diye alıyormuşum meğer… karşımdakini mutlu edicem diye her türlü koşulumu zorlayarak çırpınıyor ve hala anlayamıyormuşum ki ben kimseyi mutlu edemem…öyle ki mutlsuz olduğunu sandığım kişiye her türlü şaklabanlığı yaptığım sırada ya da sadece yanında olarak seni anlıyorum diyerek sevgi vererek yanında olduğum sırada bunlar bana boş ağrımı geçirebiliyor musun demişti… doğru geçiremem… belki de ağrısı geçince kendine gelince bunların hiçbirini hatırlamaycak bile hatta umrunda olmayacak bile ve de belki o bana yapmayacak bile ben sadece kendimi zorladığımla, kendi vaktimi harcadığımla, vazgeçtiklerimle kalacağım… giden benim hayatım, sağlığım ve inancım olacak belki de… hatta ben benzer bir duruma düştüğümde sen çektin diye ben de çekmek zorunda mıyım bile diyebilir… olabilir… beni sevmiyor diye değil… öyle her ruh özgür, onun korkuları yok demek ki bu alanda… demek ki hasta olursa kaybederim bilinci yok… ya da bilinçaltı… ne güzel… ben neden kızıyorum o zaman? üzülüyorum? kalbim kırılıyor? öfkeleniyorum? demek ki buradan anlamam gereken şeyler var…

Bugün böyle bir hayal kırıklığı içinde yazıyorum… hayallerim yıkıldı, abartmamayım çok büyük bir hayalim vardı Can Ali… Can Ali ye kendim bakmak… onun keyfini çıkarmak… ve evet istediğim gerçek oldu… fakat kendimi ona tutunarak var olmaya çalışmaktan sakınmalıyım… onun da bir hayat planı olduğunu onun da seçimleri olduğunu bilerek yaşamalıyım… onu sevicem derken boğmalalıyım, seçimlerine saygı duymalıyım… ben ona kendim bakıcam derken uykusuz geçen gecelerime rağmen ona sevgiyle yaklaşabilmeliyim, uyumadı kendime zaman ayıramadım diye kızmamalıyım çünkü ben seçimimi yaptım ben ona kendimi adıycam dedim şimdi de ona kızıyorum uyumadı enerjim tükendi diye… o zaman kendime zamanı kendim yaratacağım, bağımlılığımı sevgiye dönüştüreceğim ve kendi adıma onu haftada birkaç kez bırakarak kendime zaman ayıracağım… ve kalan zamanı keyifle sevgiyle geçireceğim en önemlisi de ileride o da ban ayapar demeyerek…
çok duyuyorum ileride yanlız kalmamak için çocuk doğuranı… bir değil iki tane doğuranı… öyle bir döneme girdik ki korkularla girdiğimiz herşey korkuların gerçek olmasıyla sonuçlanacak… yanlız kalmamak için yaptığımız herşey sonunda bizi yanlızlığa itecek… yanlız kalmamak için harcadığımız çaba bize yanlız kalma çabası olarak dönecek… korku enerjisi budur! O anda sevgiyle yaptım demek yeterli değilmiş! Sevgiyle yapmak benim yukarıda bahsettiğim değilmiş… sevgiyle yaparken için daralmaz bunalmazmış… kavga gürültü olmazmış… seviyorum demek sevgi demek değilmiş… seviyorum derken bile onsuz olamam bilinçaltı varsa (bunu hissedebilir ya da gözlerinizi o anda kapayarak ben şimdi şuanda neyi anlamalıyım dediğimizde bilinçaltımızın bize getirdiği kayıtları temizlemek gerekiyor) korkular tetiklenirmiş…
Aslında toz pembe bir hayat var… aslında hayat toz pembe ama biz korkularımızdan göremiyoruz… görenler ve mutlu olanlar var…
seviyorum ben… herkesi ve herşeyi… ama önce kendimi sevmeyi başlatmalıyım…

Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

Hadi biraz nefes al!

Hadi biraz nefes al! Derin bir nefes al hiçbir şey sandığın gibi...
Devamı

1 Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir