Acımı Acaba Anneme Anlatmış Mıydım?

Çok serin kanlı bir ilkokul öğretmenim vardı.

Anne, babam sıcak korunaklı evlerinden çok araştırarak dağ gibi “tekin” bu serin suya bırakmışlardı beni.

Nereden bilebilirlerdi ki yağmurun altında, Ankara soğuğunda, İstiklal marşı söylemeyi ya da söylenirken saygı duruşunda durmayı öğrenirken; okulun avlusunda herkesin içinde bu yedi, sekiz yaşlarındaki kıza hiç suçu olmadığı halde bordo ojeli küçük tırnaklı tombul bir elin hayatın tokatını atacağını?

Dağ olduğu kesindi çok büyük gelirdi kendisi bana üstelik de pis. Yanılmamışım pisliği sadece ellerinin burnunda gezmesinden, eteğinin desenlerinin artık görünmeyecek kadar kirlenmesinden, ellerini üstüne silmesinden kaynaklanmıyormuş.

Gözüne kestirdiği kurbanının yüzünde beş parmağının izini gücünün işaretini olarak bırakacak kadar serin kanlı bu öğretmen ile yaşadıklarımı; acımı, üzüntümü acaba anneme babama anlatmış mıydım?

Yoksa sessiz kalıp dünyada başkalarının allahı olup onları cezalandıracak güçte ve “özellikte” insan görünümlü canlıların olduğunun kabulüne mi geçecektim?

Kendi gücümü unutup kendimi suçlayıp başkalarının gözlüğünden kendime bakmayı ve onların inanç ve komutası altına geçmeyi nerede öğrendim?

Ya da bu bilgiyi nerede pekiştirdim?

Herkesin bir olduğu, birlerin yan yana gelerek başka bir şeyler oluşturduğu bu dünyada acaba benim için yanlış birlerle mi bir arada tutmaya enerji harcadım?

Neye tutundum da o birlere verdim enerjimi ve kendimi mahrum ettim?

Daha kaç tokat yemen gerekir ki kendini sevmen ve inanman için…

Çok serin kanlı bir ilkokul öğretmenim vardı. Anne, babam sıcak korunaklı evlerinden çok araştırarak dağ gibi “tekin” bu serin suya bırakmışlardı beni. Nereden bilebilirlerdi ki yağmurun altında, Ankara soğunda, İstiklal marşı söylemeyi ya da söylenirken saygı duruşunda durmayı öğrenirken; okulun avlusunda herkesin içinde bu yedi, sekiz yaşlarındaki kıza hiç suçu olmadığı halde bordo ojeli küçük tırnaklı tombul bir elin hayatın tokatını atacağını? Dağ olduğu kesindi çok büyük gelirdi kendisi bana üstelik de pis. Yanılmamışım pisliği sadece ellerinin burnunda gezmesinden, eteğinin desenlerinin artık görünmeyecek kadar kirlenmesinden, ellerini üstüne silmesinden kaynaklanmıyormuş. Gözüne kestirdiği kurbanının yüzünde beş parmağının izini gücünün işaretini olarak bırakacak kadar serin kanlı bu öğretmen ile yaşadıklarımı; acımı, üzüntümü acaba anneme baba anlatmış mıydım? Yoksa sessiz kalıp dünyada başkalarının allahı olup onları cezalandıracak güçte ve “özellikte” insan görünümlü canlıların olduğunun kabulüne mi geçecektim? Kendi gücümü unutup kendimi suçlayıp başkalarının gözlüğünden kendime bakmayı ve onların inanç ve komutası altına geçmeyi nerede öğrendim? Ya da bu bilgiyi nerede pekiştirdim? Herkesin bir olduğu, birlerin yan yana gelerek başka bir şeyler oluşturduğu bu dünyada acaba benim için yanlış birlerle mi bir arada tutmaya enerji harcadım? Neye tutundum da o birlere verdim enerjimi ve kendimi mahrum ettim? Daha kaç tokat yemen gerekir ki kendini sevmen ve inanman için… #tbt #sendeanlat

A post shared by Nihan Kayalıoğlu (@nihankayalioglu) on

Tags from the story
, ,
Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

sezarın hakkı sezara

günlerdir 5.30 da uyanan ardında 6.30-7.30 arası kestirme yapıp güne baişlayan oğlum...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir