Öğretmenler günü

Geçen pazar, öğretmenler günüydü. Yaptıkları mesleğin zorluğu yadsınamaz. Bir bireyin yetişmesindeki en önemli etken öğretmen. Bebeğimizi doğurup pamuklara sarıp sarmalayıp büyütüp bir iki yaşına gelince öğretmenlerin eline teslim ederiz. Onlar da artık sizin çocuğunuzun gelişiminde sizinle el ele tutuşur. Bunu yaparken kaç çocuğa kaç çocuğun ailesine dokunurlar, kaç kişinin yaşantısında yer alırlar.

Bu mesleği bunun bilinciyle yapan, tüm stresli, zor yanlarına rağmen çocukların kalbinde taht kurabilen sevgi ve bilgi dolu öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutlarım. Kimse alınmasın darılmasın, öğretmen olmak kolay bir iş değil, hafife alınacak bir iş hiç değil, yaz tatili var “kebap iş” hiç değil (gel sen bütün gün laf anlat onca çocuğa bakalım kafan ne kadar zamanda kendine gelir).

Bildiğini öğretmek işi değildir öğretmen olmak. Korkularını aktarmamak, objektif kalabilmek, kendi bildiği gibi yapmasına izin verebilmek, sevmek, hoşgörü gösterebilmek, onlar gibi gülebilmek ve bu gülüşleri onların yüzünden silmemek işidir öğretmen olmak. İyi öğrenci, yaramaz çocuk, falancanın oğlu, filancanın kızı diye ayırt etmemek işidir ve her ne olursa olsun sevmek, sakin ve sabırlı olmak sanatıdır.

Aynı anda konuşan taze beyinlere yetebilmek, sakin kalabilmek, heveslerini, heyecanlarını kırmadan onları sakinleştirebilmek, üzmeden, kırmadan, korkutmadan bir düzen çerçevesinde hareket ettirebilmek işidir. Her yiğidin ayrı bir yoğurt yiyişi vardırı bilmek ve buna göre bilmem kaç çocuğu bir arada hareket ettirebilmek kolay mı?

Öğretmen sahip, öğrenci köle değildir, öğretmen korkulacak, çekinilecek biri hiç değildir. Öğretmen çocuğun yaşadığı deneyimlerin içinden beraberce geçmesi için elinden tutan kişidir; bence. Birşeyi tek başına yapabildiğinde örtmeniiiiim bak naptim dediğinde çocuk, sevinçle takdirle bakan kişidir. Anne ve babanın kendisinden pek çok davranış modeli edineceği özgürlükçü biridir.

İstiklal marşı çalarken arkamdakilerin itişmesi sonucu oluşan kıkırdamalarımızın minik hediyesi olarak yediğim beş kardeşi, çok çişim geliyor diye sadece bir kez olan tuvalet iznimi, korkudan sesimin titrediği sözlüleri düşünüyorum da…

image

Aklıma daha da beterleri geliyor; ne gibi mi?

Annemle babamın tüm kazançlarını kızım okusun, en iyi yerde okusun diye akıttıkları müthiş okulumun müthiş beden öğretmeni aklıma geliyor! Bana ne güzel anlatmıştı cennet ve cehennemi!

Dev bir kazan çizmişti kara tahtaya, merdiven dayamıştı üstüne çıkan minik insanlar, hop dev kazana düşüyorlar diye anlatmıştı, cenneti çizmemişti bile… Sadece cehennem, sonra da konuyu yaramazlık yapmayın çalmayın çırpmayın sözümden dışarı çıkmayına bağlamıştı. Düşünsenize beden dersindeyiz bu çok “özel okul”un havalar kötüyken beden dersi yaptırabileceği bir tesisi bile yok, bizi sınıfa mum etmişler ve biz henüz 6 yaşındayken bu zırvayı dinlemişiz. Peşinde cetvelin ince tarafiyla elimize şaplak! Çok net hatırlıyorum beni çok derinden etkilemişti ve unutamadım. Uykularım kaçtı senelerce… Şunu yaparsam cehenneme gider miyimle geçti küçüklüğüm.

O zamanlar bile içimde olan girişimci ruhum (henüz 4-5 yaşlarındayken kullanmadığım kitaplarımızı sergi yapardım apartmanın önünde satardım, dergi çıkarıp satardım, baya da para kazanırdım, şimdi imkanlar öyle mi şekerim çocuklar bu face to face imkanını nerede bulacaklar) yere düşen kalemleri toplardım. Kurşun kalemler yere düşerdi, bütün gün yerde gezerdi, akşam sınıftan herkes çıkınca geride kalan kalem, silgi, kalem tıraş ve ne varsa toplardım. Bir keresinde kalem kutusu düşmüştü, damlaya damlaya göl oldu kalemler, elimde artık koca bir kalem kutusunu dolduracak kadar kalem vardı. Bunlarla ne yapacağımı da bilmiyordum, çünkü başkasının kalemleriydi ama kimse de arayıp sormuyordu, kalem kaybeden var mı diyince bile kimse cevap vermiyordu. Kaç kere örtmeniiiiim ben kalem buldum dedim verdim hepsini kimse tıklamadı akşama hepsi yerdeydi yine. Okuma, yazmayı sökmeye çalışırken bir yandan da bu kalemlerle ne yapacağımı düşünüyordum iyi geldi bu cehennem tasfiri bana çünkü kafamda bu kalemleri mahallede ihtiyacı olan çocuklara vermek vardı, kalemi silgisi olmayan arkadaşlarım vardı. Uykularım kaçar odu, ben hırsızım, ben cehenneme gidicem ben ne yaptım diye aylarca uyumadım, annemle babamı delirttim, hadi kızım hadi kızım uyu kızım, kalk kızım ailemi hadilettim neden mi? KORKTUM. Neden korktuğumu bile söyleyemedim tam olarak…

Uyumaktan korktum, uyursam aniden cehennemde bulurum kendimi, neresi ki bu cehennem, ben hırsızım zaten! Bilinmezlik hissi bitirdi beni. Neden bahsediyorsunuz, bunlar ne demek, bütün bu düşünceler dengemi bozdu. Geceler olmasın istedim, annemi, babamı evde bir başıma beklerken okuldan eve dönünce hep ağladım, komşuya gidip ağladım, iç huzurum kalmadı…

Noldu böyle böyle büyüdük, yağ satarım bal satarım oynuyoruz diye bağıran bu beden öğretmeninin yerini çok çişim geliyor diye kızan, tuvalet ziyaretlerime kota koyan, Türklere barbar diyen bir Fransız mürebbiye aldı. Beni aşağıladı, evet şakır şakır fransızca öğrendim ama bu kadın bana hayat hep zorluklarla dolu, aşağılanmamak için, onlara gününü göstermek için, tüm hırsınla önündekine asıl demeyi öğretti. “Kimse seni kurtaramaz sen kendini kurtarırsın, herkes seni incitebilir, sen değersizsin ama takılma bunlara yılma devam et çalış öğren, önüne çıkan çakıl taşlarına takılma” mayı öğretti, Fransızca öğrenmek işin bonusu oldu. Aşağılanmak, hor görülmek birşey mi bunlar olacak demeyi öğrendim yaş:8

Bundan sonra okul hayatı bal kaymak geçti, hiçbir öğretmen bunlardan daha kötü şeyler yapamadı bana, yumruk yedikçe tüm yumruklara karşı dirençli bir öğrenci oldum. Öğretmen korkum geçmedi ama, korkum beni derslerden geçip kurtulmaya sevk etti. Pozitif stres mi diyorsunuz? Öğrendim yaş:10

Sonra bir beden hocası daha oldu beni 19 mayıs çalışmaları için her gün derslerimden etti (zaten benim için çok basit olan o derslerden) aylarca çalıştırdı 49kg ya düşürdü, herkes ana gösteriye çıkmayacak şanslı kim diye konuşurken ben bunun bir çeşit eziyet ve başarısızlık olduğunu düşündüm ve o piyango tabi ki bana patladı! Çalıştım didindim ve asıl güne çıkamadım meğer 41 kişilik halk oyunları ekibinin tek yedeği benmişim bunu da büyük günün gecesinde öğrenecekmişim! Öğrendim yaş:14

Aynı hocam profesyonel voleybol hayatımındaki ilk transferimin de önüne geçerek süper bir işe daha imza attı, kendi seçimlerini kendin yapacaksın kimseyi dinlemeyeceksin.Tehditlere gelmeyeceksin, öğrendim yaş:14

Aynı senelerde bir erkeğin seni başka bir kız için hiç düşünmeden bırakabileceğini öğrendim, yaş:16

Bu arada aslında işi ve mesleği öğretmenlik olmayan, henüz 20 li yaşlarındaki, askerlik hizmetini yapmak üzere gelmiş öğretmenlerimiz sayesinde gerçek bilgiye kavuştum. Pascal vardı mesela ders mi yapıyoruz yoksa napıyoruz ama herşeyi de öğreniyoruz, Camus’den, Miro’ya, Avrupa Birliği’ne hepsini öğrendim. Dayatmadan öğrenmeyi, ezberlemeden öğrenmeyi öğrendim yaş:16

Üniversiteye başladım, yurtta kalmayı, oda arkadaşıyla 5m2 paylaşmayı veya daha çok paylaşamamayı, aç kalmayı, annen baban olmadan yaşamaya çalışmayı, derslerden kalmayı, aslında ders dediğin şeyin tamamen öğretmenin eseri olduğunu, bazılarının bu konuda çok başarılı olduğunu, öğretmenin öğrettiğini öğrendim. Ev arkadaşı kavramını, evin sorumlulukları nediri, ortak yaşam alanları nediri, nasıl idare ediliri, öğrendim. Arkadaşlarım oldu, eğlendiğim üzüldüğüm günler oldu, hepsinin üstesinden gelmek için sadece ve sadece senin birşeyler yapabileceğini ve de herşeyin senin istemeye başlamakla başladığını öğrendim, mezun oldum, işe girdim, sevindim, üzüldüm, başarılı oldum, takdir edilmedim, başarısız oldum, kendimi yedim…

Demek istediğim şu:

Hayatımıza giren herkes, yeri geliyor öğretmenimiz, yeri geliyor arkadaşımız, işimiz, yaşadığımız herşey, bizim birer öğretmenimiz oluyor, ama hayatımızın ilk yıllarında bizi şekillendiren asıl öğretmenimiz, oyunsuz oyuncaksız ilk yıllarımızda bizi yontan öğretmenimiz, işte o ne kadar sevgi dolu olursa, ne kadar anlayışlı olursa, ne kadar bireye değer verirse, ne kadar saygılı olursa, ne kadar insan olursa o kadar mutlu insanlar yetişiyor!

devlet politikası falan faso fiso öğretmen dediğin önce sevmeyi öğretir zaten karşı tarafta böylece insan nasıl seviliri öğrenir!

Nihan

Not:görsel internetten alınmıştır.

Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

Kaydırağa Kendi Tırmanan Çocuğun Hikayesi

Çocuğun kendi kendine yapmasına izin vermek ne demektir? Meslea bir oyun odasına...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir