Naz Aydemir Akyol kimdir?

Naz Aydemir Akyol: Ben Naz Aydemir Akyol 26 yaşındayım. 9 yaşından beri voleybol oynuyorum. Ondan öncesinde kısa bir atletizm, basketbol geçmişim var ama esas branşım voleybol tabi ki. 15 yaşından beri profesyonel olarak A takım seviyesinde oynuyorum.

Nihan Kayalıoğlu: Nerede başladın ilk?

Eczacıbaşı’nda başladım voleybola.

Kim götürdü seni ilk?

Annem götürdü ama kendi isteğimle gitmeyi kabul ettim.  Annemle babam ikisi de eski milli voleybolcu. Bütün çevre voleybolcu. Ne zaman başlayacaksın diye sorup bunalttıkları için hep başlamayacağım istemiyorum diye diretiyordum. Sonra bir gün tesadüfen annem Eczacıbaşı antrenörü ile tanışıyor. Kızım uzun muhabbetleri yapılıyor. Ondan sonra getirin görelim diyor. Antrenmana gidiyorum.

Boyun kaç?

1.86 cm. Antrenmana gidip oyunculara hayran olup tamam başlayacağım diyorum. O gün bugündür oynuyorum. Eczacıbaşı, Fenerbahçe ve Vakıfbank sırasıyla oynadığım takımlar. Şampiyonlar Ligi’nde 8 kere üst üste dörtlü final görmüş tek oyuncuyum dünyadaki.

Ay inanamıyorum sana.

8 tane Türkiye Ligi Şampiyonluğum var. 2012 Londra Olimpiyatları’na katıldık takımca. Böyle bir spor hikayem var.

Annen baban tabi ki antrenmanlı olduğu için ve bunu yaşadıkları için biliyorlar ama mesela ben çocuğumu voleybola yazdıracağım diyen anneleri ve çocukları neler bekliyor ben ne yapmalıyım sence?

Öncelikle genelde spor kulüplerinin büyük ya da küçük olarak da ayrılıyor ve spor okulları var. Hafta sonları bir saat bir buçuk saatlik cumartesi Pazar olarak  8-9 yaşlarında başlanması gereken ama daha erken yaş gruplarını da alıyorlar. Genelde koordinasyon, oyuna yönelik başlıyorlar.

Sen de mi böyle başladın?

Ben de öyle başladım ama hızlı yükseldim.  2 ay spor okulunda kaldıktan sonra beni hemen altyapıya aldılar.

Sen çünkü doğru bir yere gittin doğru bir noktadaydın.

Yetenek ve fiziğim vardı.

Bunun içine doğmuşsun zaten.

Biraz öyle oldu ama içimde de voleybolla ilgili bir şeyler varmış demek ki. Bazı sporcu annelerin çocukları hiçbir şekilde hiçbir şey yapamadılar yapmak istemediler. Olmadı.

 

Mesela ben de yapmak istedim olmadı. Bir yere kadar oldu.

Belki Lila olur.

O voleybol görünce hayran hayran izliyor. Bilmiyor da benim eskiden oynadığımı. Bakıyor bunun adı ne diye.

Şimdiki annelerde sizin anlattığınız gibi spor yapmayı istemiş başarılı olamamış ya da aile tarafından ya okul ya spor ikileminde bırakılmış olanlar anne olduktan kendi yapamadıkları şeylerden sonra çocuklara tüm imkanları sermeye çalışıyorlar. O yüzden inanılmaz bir veli kitlesi var spor salonlarının dışında çocuklarını alıp eve götürmek için bekleyen kitle arttı.

Ama şöyle söyleyeyim ben Ankara’daydım hayat benim için biraz daha zordu. Ben kendi spor seçimini kendisi yapmış annemle babama zorla beni oraya götürün diye hiç sporla alakası olmayan bir anne babayı sürekli beni her haftasonu saat 8’de antrenmana bıraktırıp akşam çift antrenmana kalıyordum. Arkadaşlarım barlarda gezerken elimde antrenman çantasıyla –sana anlatıyorum ama- dolayısıyla çocuğun içinde bittiğini düşünüyorum.

Çocuğun içinde bitiyor ama anne babanın yapacağı fedakarlıklar çok önemli. Benim anne babam da Ankaralı kolej mezunu ikisi de. Anneannemlerde ve dedemlerde de spor yok onlarda kendi kendilerine yapmış. Zaten yapmak isteyen çocuk yapıyor ve oluyor.

Annenin destek olması mı babanın destek olması mı?

Aileden birinin destek olması gerekiyor. İstanbul için konuşuyorum ulaşım desteği olmadıkça bir çocuğun bir yerden bir yere gitmesi güvenli değil. Hem de çok mümkün de değil. Benim zamanımda Ayazağa’dan Avcılar’a 2-3 vesait değiştirerek gelen arkadaşlarım vardı. Şu an heralde kimse çocuğunu yollamaz. Bir süre sonra annenin ve babanın kontrolünden de çıkıp kendi kendine başarabildiklerini görmesi gerekiyor. Spor bunun için çok önemli. Sorumluluk alabilmek, kendi kabuklarını bir şekilde birey olmalarını sağlıyor.

 

Disiplin elde ediyorlar.

Aynen öyle.

Spor insana bir disiplin kazandırıyor ama insanın içinde varsa bunu yapıyor. Anne baba destek oluyor. Peki sen ne tür güzellikler ve zorluklar yaşadın. İlk 9 yaşında başladığını söylüyorsun. Oradaki hikayeyi biraz anlatır mısın?

Zorluğundan çok güzelliklerini yaşadım diyebilirim çünkü takım sporu yapmak bence çok keyifli bir şey. Bireysel sporlar da çok keyiflidir eminim ama birlikte olmayı birbirlerini desteklemeyi, mücadele etmeyi,  rekabeti öğreniyorsun normal hayatı öğreniyorsun. Yanındaki arkadaşınla aynı hedef için savaşıyorsun. Tek bir forma var. Yanındakiyle onun için de mücadele ediyorsun. Aslında minyatür bir hayat provası. Çocukların hayata hazırlanması için çok önemli. Hani her çocuk profesyonel anlamda spor yapacak diye de bir şey yok spor kültürünün de ülkemizde oluşması için çocuklardan başlanması gerektiğini düşünüyorum. Kötü yanına gelecek olursak arkadaşlarım yaz tatillerinde 3-4 ay tatil yaparken yazlıklarda ben o dönem arkadaşlarımın denizde olmalarına çok imrenirdim. Benim sadece 10-15 gün tatilim olurdu maksimum ve antrenmana başlardım. Ona çok üzülürdüm çünkü kimse kalmazdı şehirde. Ve hayatı kaçırdığımızı düşünürdüm çünkü hayatımız antrenman, maç, deplasman yani bir yerden sonra arkadaşın doğum günü partisi var, kusura bakma benim yarın antrenmanım var gelemem oluyordu.

Peki şey oldu mu ben yaşadım mesela. Antrenman yapıyorsun sonrasında servis attırıyorlar hoş sen de öyle olmuş gibi durmuyor ama. Ben yapamayınca çok üzülüyordum. İşte antrenörler vardı. Kızıyorlardı, bağırıyorlardı. Bu tarz şeyler yaşadın mı?

Tabi ki antrenörlerin otorite olması gerekiyor benim dönemimde de çok sert antrenörlerimiz vardı çünkü evde biraz el bebek gül bebek büyütülen çocukların biraz disipline edilmesi için öyle bir şeye ihtiyaçları var. Bağırılmaya yani şiddetten bahsetmiyorum ama o çocukların disiplin elde etmesi ve bir şey yapamayınca “ıyy yapamıyorum” mıyırdanmalarından kurtulması için silkelenmesi gerekiyor psikolojik olarak.

Anneler en çok bundan korkuyor.  O yüzden biraz burayı deşmek istiyorum.

Korkulacak bir şey yok. Güvenilir elde olduğuna eminseniz çekinecek hiçbir şey yok. Çünkü artık bazı spor okulları mesela Vakıfbank velileri almıyorlar antrenmanları izlemek için. Çünkü çocukların gözleri sürekli velilerinde. İyi bir şey yaptıklarında kendisi iyi bir şey yapmış gibi alkışlıyor veli, kötü bir şey yaptığında kızıyor. Yani o çocuğun bireysel bir şeyi o. Onu orada kontrol etmemeli.

Annenin kendi olmak istediği şey olmak için çalışması gerekiyor.

Aynen öyle. Çocuğu rahat bırakmalı zaten bir sıkıntı yaşarsa orada o çocuk gelip size anlatacaktır. 8-9 yaşındaki çocuktan bahsediyoruz. Sıkıntılı bir durum olduğunda konuşmayı bilmeyen bir bebek gibi başına bir şey gelmeyecektir. Keyifle gitmek istemesinden anlarsınız yani.

Mutlu olmanın dışında insan kendini geliştirirken belli acılar da çekiyor: kasların, yorgunluğun anneler babalar bunlara katlanamıyorlar. Birazcık ah canım diyorlar ama.

Eskiden eti senin kemiği benim vardı şimdi biraz daha ay çocuğuma bağırdın neden bağırdın diyen veliler hat safhada

Çocuğum esnerken canı yanıyor.

Tabi çocuk bu tarz şeyler çok şey oluyor. Çocuk büyüyor, dizleri acıyor. Hayatta çocuğun başına gelecek kötü şeylerden koruyamazsınız koruyamayacaksınız da.

Ama o kendi kendine korumayı bu şekilde öğrenecek.

Kendine kendini korumayı öğrenecek ve aslında en güvenilir yerde korumayı öğrenecek çünkü fiziksel anlamda yaşayacağı acılar, düşmek kolu morarır belki dizinde yara olacak hani duygusal anlamda ileride yaşayacağı sıkıntılara küçüklükten hazırlıktan bahsediyoruz. O yüzden korkulacak ya da tedirgin olacak bir şey yok. Çocuğunuz spor yapıyor mutlu oluyor ve gelecekte profesyonel olmasa da Amerika’dan burs alıp gidecek. Belki çok iyi bir şirketten sırf takım sporu yaptığı için gençliğinde o işe kabul edilecek.

Bütün bu antrenmanların yanı sıra eğitim hayatını da konuşalım. Orada işler nasıldı?

Ben eğitim alanında da başarılı bir çocuktum.

Aa en sevmediğim. Hem uzun hem ince hem başarılı hem inek.

Valla hiç inek değildim arabada ders çalışırdım annemle Bahçeşehir Ayazağa arası gidip gelirken araba ışığında ders çalışırdım.

Gerçekten mi? İdeal çocuk.

Sorumluluk bilincim küçüklüğümden beri çok yüksekti benim. Belki biraz kötü bir şey çünkü çok yük aldım sırtıma. Bahçeşehir Koleji’nde başladım ilkokula. Ortaokulu da orada bitirdim. Sonra liseyi de üçüncü olarak bitirdim. Bilgi Üniversitesi reklamcılık mezunuyum.

Bu kadar antrenmanın arasında!

Aslında yapılabiliyor. Çok zor bir şey değil. İstedikten sonra çocuk gerçekten spor yapmayı seviyorsa bir şekilde eğitim hayatını da sürdürmesi gerektiğini bilecektir. Çünkü benim annem babam tamam sporunu yap ama üniversite diplomanı da al kızım. Yarın bir gün bir sakatlık yaşarsın ne olacağı belli değil. Hayatının garantisi olsun.

Bilinçli anne baba zaten bunları daha önce yaşamışlardır.

Tabi ikisi de. Annem Odtü mezunu babam Mülkiyeli.

Ay inanamıyorum ya. Annenin ve babanın da ismini söyleyebilir misin?

Annem Alev Aydemir. Babam Ali Aydın Aydemir.

Onlar nerelerde oynadılar?

İkisi de milli takımda oynadılar zamanında. Annem Odtü, Yeşilyurt, Kolej, Emlak Bankası’nda oynadı. Babam da Kolej de oynayıp sonra Yeşilyurttan sonra babam annemden daha erken bırakmış çünkü o zamanlarda spor gelir anlamında bir şey ifade etmediği için. Şimdi yavaş yavaş çocuk psikolojisini merak etmeye başladım. Bu kitapla beraber sonrasında çocuklarla ilgilenmek istiyorum aslında.

Çocuklara ilgin nereden çıktı? Hep mi vardı?

Hep vardı. Çocukları hep seviyordum ilgilenmeyi vakit geçirmeyi. Boş bir kasetler aslında. Belki bir anne değilim ama çok fazla teyzelik görevlerim var.

Zaten takım oyunu da bu değil mi? Yakın çevrendekilerin iyiliği için onlara katkı sağlamak.

Tabi ki her şey için aynı şey geçerli. Bir yerde de takım arkadaşlarımın bir yerlere gelmesi gereken arkadaşlarımın psikolojik olarak eksik kaldıklarını gördüğüm için belli bir seviyeyi atlayamadıkları için iyi oyuncu olamadıklarını gördüğümden dolayı. Çocuklarla çalışmak istiyorum ama bu sporu bıraktıktan sonraki plan bu. O yüzden eğitim almaya başladım yavaş yavaş online dersler alıyorum psikolojisi ile ilgili. Mentorluk, spor psikolojisi ile ayrı şeyler almak lazım. Kitap bunun başlangıcı aslında.

Nasıl karar verdin kitap yazmaya?

Aslında kitap yazmaktan önce şöyle bir plan vardı. Beni çizgi film haline getirip acaba sporcu bir pepe tarzı bir şey yaratılır mı? Çocuklar deli gibi izliyor. Sporcu bir karakter olsun beni yapalım televizyonu açınca aa Naz desin. Eşleştirebilsin kafasında diye düşündük. Sonra baktık çizgi film çok maliyetli tek başına altından kalkılacak bir şey değil. Dedik ki kitaptan başlayalım. Madem biz bir karakter yaratalım. Hem çocuklar kitap okusun hem sporu merak etsinler. Hem de Ayşegül gibi bir seri olsun.

Tabi bir de okul öncesi için masal gibi bir şey gelecek ocak ayının sonunda. O da ayrı tek kitap olacak. Ve etrafımda gördüğüm ülkemizde spor kültürü yok diye şikayet ediyoruz. Hata yapınca küfrediyorlar diyoruz. Bunun için hiçbir şey yapmıyoruz. Sporcular olarak bizim taşın altına elimizi koymamız ve çocukları eğitmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Büyükleri istediğin kadar eğit bir şekilde eğitilmişler yani bir spor kültürü yaratmak için çocuklardan başlamak gerekiyor. Sporun deşarj olmak için gidip bağrılıp sporcuya hakaret edilecek bir yer olduğunu görmemeleri gerekiyor. Babalarında bunu görüyorlarsa ya baba napıyorsun böyle olmaması gerekiyor diye yavaştan aslında bunları öğrenmeleri gerekiyor diye bir seriye başlayalım dedik. Uzman psikoloğumuz Cemre Soysal ile çok büyük bir desteği var ben psikolojik anlamda yetersiz kalıyorum o biraz çocuk diline çevirmemizde yardımcı oldu. İşte kitapta köpek var. Ben köpeğin sezgileri, içgüdüleri derken O“çocuk o içgüdüyü bilmez onu yetenek diye çevirmemiz lazım” dedi. Yetişkin gibi bakma gibi konularda yardımı oldu. Güran çizimini yaptı. ABM Yayınevinden de çıktı. Şimdiye kadar da 2500 gibi bir sayıya ulaştık ve çocuk kitapları için iyi bir sayıymış. Daha da devamı işte belki belli sponsorluklarla birleştirmeyi düşünüyoruz.

Kitapta asıl vermek istediğin mesaj nedir? Spor yapsınlar, iyi beslensinler, sağlıklı yaşamları olsun. Özet geçebilir misin?

Aslında kısaca spor yapsınlar.

Spor tek başına yeterli olmuyor.

Tabi ki yeterli değil. İlk kitapta zaten Naz’ın bir koşu yarışı var. Bir köpeği var. Hayvan sevgisi var. Takım oyunu var. Spor yapmaya elverişli olmayan ya da spora yeteneği olmayan arkadaşlarının kimisi resim yapıyor. Her çocuk sporcu olacak diye bir şey de yok. Ama her çocuğun eğitim hayatının desteklenmesi gereken alanlar var. Anneleri de bilgilendirme amaçlı bir kitap. Kısaca bir sporcu olmak için neler yapmak gerekir. Spor ekip işidir. İyi planlama yapmak gerekiyor.

Nasıl besleniyordun mesela onu da paylaşır mısın?

Ben obur bir çocuktum hala öyleyim. Tatlı hiç sevmeyen bir çocuktum. Çok şanslıyım bu konuda. Sevmiyorum. Annem 7/24 tatlı olsun yer mesela ben sevmiyorum. Eve çikolata getirirlerdi ıyy deyip anneme verirdim. Ben makarna, pilav tam hamur kafa şeklinde devam ediyordum. Yemek hiç ayırt etmezdim. Annem iki kaşık arasında ağlardın derdi. O kadar oburmuşum. Düzgün besleniyordum hala da öyle.

Düzgün beslenmek nedir? Size bunu öğretiyorlar değil mi?

Öğretiyorlar ama ailede başlıyor genelde. Hiçbir zaman aa bana jelibon alın diyen çocuk olmadım. Annem de hiçbir zaman almadı. Cipsler jelibonlar çok zararlı. Doğal ya da doğala yakın olan şeyleri tüketmek lazım. Geçen gün televizyonda Karatay’ı izliyordum. 5 yaşına kadar çocuğa tatlı vermeyin diyor karaciğeri yetişkin karaciğeri olana kadar 5 yıl geçmesi gerekiyormuş. Bütün çocukların elinde iğrenç tatlılar var. Çünkü içinde ne var bilmiyorsun. Bu sene evde tatlıların içine hurma, badem unları kullanmaya başladım. O tarz daha sağlıklı bir hayata geçtim.

Kaç kilosun şu anda?

68 kiloyum. Orta sondan beri 68 kiloyum. Kilom hiç oynamıyor. Günde 6 saat antrenman yapıyorum.

Bizde antrenman yapıyorum ne yesem olur diyoruz ama burada senin öyle beslenmediğini konuşuyoruz.Protein karbonhidrat sebze antioksidanların düzenli alman gerekiyor.

Marketten yumurta almıyorum da organik internetten marka araştırıp testlerine bakıp eve öyle getirtiyorum. Çünkü ne yediğimizi bilmiyoruz artık. Çöp yediğimizi düşünüyorum.

Peki kitapta bunlardan bahsedecek misin?

Bir sonraki kitapta evet. İlk kitap çok öğretici olsun istemedik. Naz yaramazlık yapsın düşsün kalksın. Annesinden kaçsın istedik. Çünkü örnek çocuk çocuklar tarafından ilgi görecek bir şey değil. Yani hata da yapılabileceğini ama bunların düzeltilebileceğini göstermek istedik.

Annen ve baban sporcuydu. Sen küçükken seninle ilgilenip sana bakabildiler mi? Mesela annen seni emzirdi mi?

Annem beni emzirdi. Sezaryen doğmuşum çünkü doğmuyormuşum. 54 cm 3800 gram dünyaya gelmişim. Anne sütü 3 aya kadar almışım ama sonrasında obur bir çocuk olduğum için doğmamışım ek gıdaya erken geçmişim. Annem 28 yaşında doğum yaptıktan sonra sporu bırakmış çünkü iş hayatına dönüş yapmış. Söylediği şey iş stresiyle beraber sütünün azaldığı. Ama zaten obur olduğum için mamaya erken geçmişim ve geceleri de bu yüzden kesintisiz uyuyormuşum çünkü acıktığım için uyanıyormuşum.

Oradaki beslenmenin ve bakımın da sana çok büyük bir etkisi olmuş.

Aslında biraz sevgiyle büyüyen çocuk durumu var. Benim annemle babam ikisi de çalışıyordu. Evde Zeynep abla vardı. Annem işten gelene kadar benimle o ilgileniyordu. Ama evde annemle ve babamla geçirdiğim zaman benim için inanılmaz keyifli ve kaliteli zamanlardı.

Kardeşin var mı?

Çok istedim ama yok. Hatırlayabildiğim zamanlarda da annemle yaptığımız annem masal anlatmaya başlardı peşini ben getirirdim. Yaratıcılığa dayalı oyunlar oynardık. Annem babam çalışıyor benimle ilgilenmiyorlar diye düşünmedim. İki üç saat bile olsa o bana yetmiş demek ki.

Annenle babanın bu kitaptan haberi var mıydı?

Tabi ki vardı. Annem zaten inanılmaz destekledi. Babam da aynı şekilde. Naz kitabını imzala da birilerine verelim diyorlar. Torun gibi o kitap onlar için.

Peki hayalin ne bu kitapla ilgili?

Hayalim bunu sosyal sorumluluk projesine dönüştürmek. Çocuklar için faydalı bir marka ile aslında spor yapmaya fırsatı olmayan şehirlerdeki çocuklara ulaşmak amaç. Ama şu an ülkenin durumu biraz sıkıntılı. Devlet okullarına bile istediğin zaman gidemiyorsun uzun bir prosedür var. Şu an sadece özel okullara gidip 3-4 sınıflara yarım saatlik konuşma yapıyorum. İsterim ki doğuya gideyim oradaki çocuklarla da konuşayım. Sponsorluk yapan firmalar oraya bir spor salonu hediye etsin. Bunlar için bir zaman ve süreç gerekiyor ve ülkenin de düzlüğe çıkması gerekiyor. Şu an bunlar lüks olarak geliyor.

Aslında lüks olarak görünüyor ama sen ülkeye katkı sağlıyorsun. Sen ülkenin işleyen ve üreten bir yer olduğunu gösteriyorsun. O yüzden öyle düşünme bence. Üzücü olaylar var ama sen nasıl voleybolu bırakmayacaksan kitap tanıtımını da yapıp kitap ile ilgili hayallerini bırakmayacaksın.

Tabi bu insanların amacı bize hayatı bıraktırmak. Hepimiz bir şekilde hayatın bir yerinden tutunup devam ediyoruz bir şekilde. Ve aslında önemli olan şey yani imkanı olmayan yerlerdeki çocuklar. Çünkü oralardan nasıl çocuklar çıkıyor bilemiyoruz. Sporcu devrişiyoruz. Bireysel sporlarda sporcu devşirmek en acınası durum. Kendi elimizde cevherler varken bunları doğru beslenmeyle yanlış ilaçlarla ceza almalarına sebebiyet vermeden düzgün bir şekilde yetiştirebilirsek aslında spor potansiyelimiz çok yüksek. Yani 70 milyonun üstünde nüfusumuz var. Sırbistan nüfusu bizim onda birimiz kadar ama bizden spor anlamında çok daha başarılı bir ülke. Onlardan çok daha iyi bir yerde olmalıyız. Ben bir ucundan tuttum. Umarım arkadaşlarım da başka bir ucundan tutar. Bu ülkeye vermemiz gereken çok şey var.

Bu kadar çalışıyorsun bu kadar her şey güzel gidiyor. Evlilik nasıl gidiyor?

3,5 yıldır evliyim. Basketbolcu Cenk Akyol ile evliyim ve bir tane de köpeğim var. O da sporcu olduğu için halden anlayan bir eş. Tahtaya vurayım çok anlayışlı bir şekilde davranıyor. Normalde Türk erkeği ben eve geleceğim, kapıyı eşim açacak, yemek hazır olacak tripleri yok. Zaten onları bilerek evlendik.

Sen ondan bekliyor musun?

Yemeği kocam yapıyor. Hiç kocama laf söyletmem bu konuda çok şanslıyım. 3,5 yıl ondu inşallah devam eder.

Çocuk düşünüyor musunuz?

İstiyoruz ama yaşam bakalım ne zaman olursa.

Zaten daha çok gençsin ama. Peki kariyerine etkisi olur mu çocuğun sence?

Sporu bıraktıktan sonra anne olmak istemiyorum. Geç anne olmak istemiyorum aslında. Yaşım erkenken belki yarım sezon 1 sezon ara verip sonrasında vücudu toparlayıp devam etmek çok daha kolay. Dediğim gibi hayat ne getirir bilinmez ama plan bu yönde. Belki 35 yaşında böyle bir şeye kalkışırım belli olmaz.

Bu tempoda çocuk bakmak kolay değil gibi duruyor. İyi düşünmek gerekiyor sizin mesleğiniz açısından.

Kolay değil ama anne ve kayınvalide desteği olduğu sürece daha kolay oluyor. Benim şimdi en yakın arkadaşım doğum yaptı Bahar. İşte 3 aylık olacak bebeği. Onu görünce ne kadar zor olduğunun farkındayım gece sürekli kalkıyor o durumda spor yapmanın çok zor olduğunun farkındayım ama o ayrı bir tatmin spor ayrı bir tatmin. O dengeyi kurmak lazım.

Şu an bence çok erken. Başarıların keyfini çıkar. Bir anne olarak söylüyorum. Çocuk her zaman olabiliyor istedikten sonra hele ki mutlu bir evliliğin varsa. Yeni bebeğin olmuş kitabın var. Onunla ilgili hayallerini gerçekleştir.

 

Diğer Yazıları: Nihan Kayalıoğlu

“Her Doğumda 1 Diş Kaybedilir” Mi?

“HER DOĞUMDA BİR DİŞ KAYBEDİLİR” Mİ? Bu hepimizin, annelerimizden ya da çevremizdeki...
Devamı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir